Özgün başlık: Autopoiesis and the Limits of Closure in International Law: Interpretation, Social Practice, and the Temporal Life of Legal Meaning
Bu makale, uluslararası hukukun autopoietik bir hukuk sistemi olduğu iddiasını yeniden inceler. Autopoiesis çekiciliğini korur; çünkü merkezî bir yasa koyucu, zorunlu yargı yetkisi veya birleşik bir yaptırım düzeni bulunmadığında bir hukuk düzeninin öz-gönderim, özyinelemeli norm üretimi ve operasyonel kapalılık yoluyla ayrı bir kimliği nasıl koruyabileceğini açıklar. Ne var ki teori, uluslararası hukuka en gelişkin son uygulamalarında bile, hukuki argümanın yeniden üretimini hukuki anlamın istikrara kavuşturulmasından çok daha iyi açıklar. Makale, sistem teorisini en güçlü noktasında, yani Luhmann’ın yapısal bağlaşım ve bilişsel açıklık yaklaşımında ele alır. Bağlaşımın, hukukun çevresi tarafından nasıl tedirgin edildiğini (irritation) açıkladığını; ancak semantik otoritenin dağınık yorum toplulukları arasında nasıl biriktiğini, tartışıldığını ve yeniden dağıtıldığını açıklamadığını savunur.
Makale bu nedenle bir kademeli kapalılık modeli önerir: Uluslararası hukuk güçlü bir operasyonel kapalılık, zayıf ve rejime göreli bir semantik kapalılık ve disiplinli yeniden uygulama yoluyla yönetilen kendine özgü bir zamansal kapalılık sergiler. Model üç muhatap karşısında geliştirilir: Kang’ın yakın zamanda yenilediği autopoietik uluslararası hukuk yaklaşımı, Koskenniemi ile ilişkilendirilen yapısal belirsizlik tezi ve Venzke ile ilişkilendirilen yorum pratiği yaklaşımı. Modele, doktriner pratiğin antropolojik, göstergebilimsel ve zamansal analizinden çıkarılan gözlemlenebilir göstergeler kazandırılır. Uluslararası hukuk kısmen özerk bir yorum düzeni olarak ortaya çıkar: Özerkliği bakımından gerçek, kapalılığı bakımından görelidir ve sürekliliği, hukuki anlamın istikrara kavuşturulduğu, tartışıldığı ve yenilendiği toplumsal, göstergebilimsel ve zamansal süreçlere bağlıdır.
- Yayımlandığı yer
- International Journal for the Semiotics of Law, 2026
- Dil
- İngilizce