Yayınlar
Hakemli Makaleler
Hukuk dergilerinde ve bildiri kitaplarında yayımlanan makaleler.
-
Uluslararası Hukukta Autopoiesis ve Kapalılığın Sınırları: Yorum, Toplumsal Pratik ve Hukuki Anlamın Zamansal Yaşamı
Autopoiesis and the Limits of Closure in International Law: Interpretation, Social Practice, and the Temporal Life of Legal Meaning
Bu makale, uluslararası hukukun autopoietik bir hukuk sistemi olduğu iddiasını yeniden inceler. Autopoiesis çekiciliğini korur; çünkü merkezî bir yasa koyucu, zorunlu yargı yetkisi veya birleşik bir yaptırım düzeni bulunmadığında bir hukuk düzeninin öz-gönderim, özyinelemeli norm üretimi ve operasyonel kapalılık yoluyla ayrı bir kimliği nasıl koruyabileceğini açıklar. Ne var ki teori, uluslararası hukuka en gelişkin son uygulamalarında bile, hukuki argümanın yeniden üretimini hukuki anlamın istikrara kavuşturulmasından çok daha iyi açıklar. Makale, sistem teorisini en güçlü noktasında, yani Luhmann’ın yapısal bağlaşım ve bilişsel açıklık yaklaşımında ele alır. Bağlaşımın, hukukun çevresi tarafından nasıl tedirgin edildiğini (irritation) açıkladığını; ancak semantik otoritenin dağınık yorum toplulukları arasında nasıl biriktiğini, tartışıldığını ve yeniden dağıtıldığını açıklamadığını savunur.
-
“Trol Ağı”nda Takılan Haklar: Türkiye’de Önleyici Veri Madenciliğinin Eleştirel Analizi
Veri madenciliği uygulamaları, suçları tespit etmek ve önlemek için kolluk kuvvetleri tarafından giderek daha fazla kullanılmaktadır. Ancak, Almanya’da öncülüğü yapılan önleyici amaçlı veri madenciliği uygulaması, Türkiye’de sağlam bir yasal temele sahip değildir. Bu düzenleyici boşluk, özellikle özel veri tabanlarına erişimle ilgili olarak veri madenciliği uygulamalarını yöneten kapsamlı bir yasal çerçevenin oluşturulmasını gerektirir. Veri madenciliği suç önleme etkinliğini artırabilirken, aynı zamanda kişisel veri koruması için önemli riskler sunar. Bu makale, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına atıfta bulunarak Türkiye’nin yasal ortamını eleştirel bir şekilde analiz eder ve Türkiye tarafından sıklıkla olarak ihlal edilen kişisel hak ve özgürlükleri korumak için açık yasal düzenlemelerin elzem olduğu sonucuna varır.
-
Gölgedeki Tehdit: Yalnız Aktör Terörizminin Evrimi ve Mücadele Yöntemleri
Yalnız aktör ya da yalnız kurt terörizmi, bireylerin herhangi bir terör örgütüne bağlı olmadan bağımsız olarak gerçekleştirdikleri şiddet eylemleriyle karakterize edilen ve modern güvenlik paradigmalarını zorlayan yeni bir tehdittir. Bu teröristler çoğunlukla kişisel ideolojik inançlarla hareket eder ve genellikle internet ile sosyal medya aracılığıyla radikalleşir. Yalnız aktör terörizminin kökenleri 19. yüzyıl anarşist hareketlerine dayansa da bu tehdit 20. ve 21. yüzyıllarda daha belirgin hâle gelmiştir. Geleneksel terör örgütlerinden farklı olarak yalnız aktörler bağımsız hareket ettikleri için tespit edilmeleri ve engellenmeleri zorlaşır. Bu bağlamda yalnız aktör terörizmiyle mücadele; radikalleşme süreçlerinin erken aşamada tespiti, internet ve sosyal medyada radikal propagandanın daha sıkı denetlenmesi, psikososyal destek hizmetlerinin artırılması ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gibi yeni stratejiler gerektirir. Ayrıca yalnız aktörlerin dijital ayak izlerinin takibi, psikososyal profillerinin incelenmesi ve bu tehditle ilgili uluslararası hukuki çerçevelerin geliştirilmesi, gelecekteki araştırmalar ve bu değişen güvenlik sorunuyla mücadele çabaları bakımından kritik öneme sahiptir. Bu araştırma, terörizmin tarihsel çerçevesi içinde yalnız aktör terörizminin yerini inceler; yeni araştırma alanları ile bu terörizmle mücadelede alınabilecek tedbirleri önerir.
-
“İnsan Haklarının Sonu” Tartışmasının Sonu: İnsan Haklarında Kritik Dönüm Noktaları ve Kademeli Değişimler
End of “End of Human Rights” Debate: Critical Junctures and Incremental Changes of Human Rights
Pek çok akademisyen, insan haklarının büyük bir zorlukla karşı karşıya olduğunu vurgulamaktadır: insan haklarının kademeli olarak aşınması ve sonunun gelmesi. Bu aşınma, güvenlik ile haklar ve özgürlükler arasındaki dengenin yeniden düşünülmesine yol açmış ve değişen siyasi dinamikler karşısında insan haklarının ne kadar güvenilir olduğu konusunda kaygılar doğurmuştur. Azınlık ve marjinal gruplar ayrımcılık ve sistematik zulümden muzdaripken kontrol teknolojilerinin ve otoriter rejimlerin yükselişi bu zorlukları ağırlaştırmaktadır.
-
Yeni Devletlerin Uluslararası Örgüt Üyeliğine Halefiyeti: Teorik Bir Değerlendirme
Uluslararası hukukun karmaşık ve gelişmekte olan alanlarından biri olan halefiyet hukuku, devletlerin uluslararası ilişkilerdeki sorumluluklarının birbirine geçmesini ve değişmesini konu edinir. 6 Kasım 1996’da yürürlüğe giren 1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi, bu alandaki temel çerçeveyi belirler. Halefiyet kavramı, bir devletin yerini başka bir devletin alması veya hak ve yükümlülüklerin bir devletten diğerine geçmesi olarak tanımlanabilir. Ancak bu tanımın ardında yatan karmaşıklık, uluslararası hukukun farklı ilke ve kurallarının etkileşimi ve çatışmasından doğar. Literatürde devletlerin halefiyeti, selef devletin ikili ve çok taraflı antlaşmalarına, mallarına, arşivlerine ve borçlarına halefiyet çerçevesinde tartışılırken uluslararası örgütlere halefiyet konusu bu çatışma alanlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan antlaşmalara, özellikle çok taraflı antlaşmalara halefiyet kuralları ile uluslararası örgütlerin kurucu belgelerinde/anayasalarında yer alan hükümler arasında nasıl bir tercih yapılacağı tartışmalıdır.
-
Uluslararası Adalet Divanı’nda Görülen Davalara Dostane Katılım (Amicus Curiae) ve Dostane Mütalaa (Amicus Brief) Usulü
Uluslararası Adalet Divanı, çekişmeli yargılama ve danışma görüşü olmak üzere ikili bir çözüm mekanizmasına sahiptir. Her iki durumda da devletlerin taraf ehliyeti vardır. BM organları ile 16 uzmanlık kuruluşu danışma görüşü almak için Divan’a başvurabilir. Bunun yanı sıra devletler, kendilerini ilgilendiren davalara müdahale yoluyla katılarak taraf olabilirler. Bu çalışmada Uluslararası Adalet Divanı yargı süreçlerinde dostane katılım (amicus curiae) kurumu ele alınacak; üçüncü kişilerin davaya katılımı ile bilgi ve belge sunmaları tartışılacaktır. Divan Statüsü’nün 38. maddesi uyarınca ilgili uluslararası antlaşmalar ve hükümleri, örf ve âdet hukuku ve hukukun genel ilkeleri ile Divan kararları, içtihatlar ve doktrin tartışmaları ışığında dostane katılım kurumunun hukuki temelleri araştırılacaktır.
-
Yatırım Antlaşmalarında Yer Alan Adil ve Eşit Muamele İlkesinin Hukuki Niteliği
İkili ve çok taraflı uluslararası yatırım antlaşmalarının yaygınlaşmasıyla, küresel çapta bir yatırım akışı önündeki engeller giderek zayıfladı. Ev sahibi ülkelerdeki yatırımların korunmasına ilişkin standartlar, zaman içinde yatırımların ev sahibi ülkenin hukukundan bağımsız olarak korunmasını sağlayacak ayrı bir uluslararası hukuk rejimine ve ilkelerine dönüştü. Bağımsız uluslararası ilke ve esasların, devletlerin ikili ya da çok taraflı olarak imzaladıkları yatırım antlaşmalarında yer aldığını görüyoruz. Birtakım ilkelere bu antlaşmalarda yer verilmesi, bu ilkelerin hukuki niteliğini tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Bu ilkelerin, Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde öngörülen, uluslararası hukukun kaynaklarına ilişkin epistemolojik modelde hangi başlık altında yer aldığının tespiti önem taşımaktadır. Zira bu ilkelerin hukuki etkileri ve uygulanma bakımından bağlayıcılığı, hukuki niteliklerine göre değişecektir. Adil ve eşit muamele ilkesi, ikili ya da çok taraflı pek çok yatırım antlaşmasında yer almaktadır. Bu ilkeye antlaşmalarda norm boyutuyla yer verilmektedir.
-
Siber Saldırılar Karşısında Meşru Müdafaa Hakkı
Bu çalışmada, siber saldırıların meşru müdafaa hakkını tetikleyecek nitelikte olup olmadığı tartışılacaktır. Siber saldırılar, öncelikle değerli fikri mülkiyet ürünlerinin, şirket sırlarının ve planlarının, ekonomik açıdan değer ifade eden verilerin kaybedilmesi sonucunu doğurduğu gibi, hedef alınan sistemin güvenliğini ihlal ettiği için güvenliğin yeniden sağlanmasına yönelik harcamalar gibi yan zararlara da sebebiyet vermektedir. Ancak bundan daha önemlisi, siber saldırılar ağır ve telafi edilemez felaketlere yol açma potansiyeline sahiptir. Uçakların yazılımlarını ve havalimanlarını hedef alan bir saldırı, ölümlere yol açacak felaketler doğurabilir.
-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı Kararları Işığında Sosyo-Ekonomik Hakların Korunması
Sosyal ve ekonomik hakların ortaya çıkışı sürecinde uluslararası alanda başlatılan girişimler, geniş bir yelpazeyi kapsayan sözleşmelerin, kanunların, yargı kararlarının ve diğer hukuki belgelerin oluşmasında önemli bir rol oynadı. Bu bağlamda, kaynağını İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde bulan sosyal ve ekonomik haklara ilişkin derli toplu bir metin olarak, insanların onurlu bir yaşam sürebilmeleri için ihtiyaç duydukları beslenme, çalışma, barınma, eğitim, sağlık vb. alanları kapsayan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi oluşturuldu. İnsan haklarının gölgesinde gelişen ve uluslararası hukuk ile iç hukuk sistemlerinde giderek güçlenen bir yapıya sahip olan sosyal ve ekonomik haklar için artık ayrı bir sosyal haklar hukukundan söz edilmektedir. Ancak bu hakların korunmasına ilişkin pek çok soru işareti, hatta bu hakların “dava edilebilir” olup olmadığı konusunda süregelen bir tartışma bulunmaktadır.
Aramanızla eşleşen kayıt yok.








