İkili ve çok taraflı uluslararası yatırım antlaşmalarının yaygınlaşmasıyla, küresel çapta bir yatırım akışı önündeki engeller giderek zayıfladı. Ev sahibi ülkelerdeki yatırımların korunmasına ilişkin standartlar, zaman içinde yatırımların ev sahibi ülkenin hukukundan bağımsız olarak korunmasını sağlayacak ayrı bir uluslararası hukuk rejimine ve ilkelerine dönüştü. Bağımsız uluslararası ilke ve esasların, devletlerin ikili ya da çok taraflı olarak imzaladıkları yatırım antlaşmalarında yer aldığını görüyoruz. Birtakım ilkelere bu antlaşmalarda yer verilmesi, bu ilkelerin hukuki niteliğini tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Bu ilkelerin, Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde öngörülen, uluslararası hukukun kaynaklarına ilişkin epistemolojik modelde hangi başlık altında yer aldığının tespiti önem taşımaktadır. Zira bu ilkelerin hukuki etkileri ve uygulanma bakımından bağlayıcılığı, hukuki niteliklerine göre değişecektir. Adil ve eşit muamele ilkesi, ikili ya da çok taraflı pek çok yatırım antlaşmasında yer almaktadır. Bu ilkeye antlaşmalarda norm boyutuyla yer verilmektedir.
Bu makale, adil ve eşit muamele ilkesinin hukuki niteliğine ilişkin tartışmaya katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu ilke bir örf ve âdet hukuku kuralı mıdır, yoksa örf ve âdet hukuku kuralına dönüşmüş müdür? Bu ilke hukukun genel ilkesi olarak kabul edilebilir mi? Bu sorular makalenin kapsamı içindedir. Peşinen belirtmek gerekir ki bu ilke, örf ve âdet hukuku kuralı ya da hukukun genel ilkesi olarak değil, yalnızca yer aldığı ilgili antlaşmalarda bir norm olarak kabul edilebilir.
- Yayımlandığı yer
- Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Cilt 139, Sayı 239, 2018, ss.239-256
- Dil
- Türkçe